Etkileyici, zeki ve hedefine kitlenen bir kadından daha cezbedici bir şey yoktur sanırım bu dünyada… Bunların yanı sıra bir de güzelseniz işte o zaman bir gün tarih sizi de yazabilir.

Size IV. Amenhotep‘in karısı olan Nefertiti‘den bahsetmek istiyorum. Amenhotep kulağa biraz yabancı gelebilir çünkü genel olarak tarih kitapları onu Akhenaton olarak tanıttı…

Akhenaton

Mısır çok tanrılı bir dine inandığı dönemdeydi ve Akhenaton artık sadece Güneş’i bir tanrı olarak benimsemişti. Güneş; doğaya can veriyordu, yakıyordu hatta ona bakılamıyordu bile… Tapmak için bir tanrı seçmen gerekse bu güneş seçiminden başka ne olabilirdi ki?

Akhenaton bunu yaptı çünkü artık din adamları ülkenin işleri içerisinde fazlasıyla yer alıyor neredeyse firavunu tehdit edecek hale gelmiş durumdaydılar. Akhenaton buna bir son verdi ve Amarna Tapınağı’nı yaptı ardından tek tanrının Güneş olduğunu söyleyerek bu düzeni yıkmaya karar verdi… Bunu tabii ki tek başına yapmadı çünkü yanında muhteşem bir zekaya sahip olan karısı vardı.

Nefertiti Büstü

Akhenaton’un karısı çok güzeldi, muhteşem bir bilgiye sahipti ve kıvrak zekası ile birçok sorunu hızlı bir şekilde çözerdi. Çok güzeldi; sesi, gülüşü ve sakinliği tüm bu özelliklerini tamamladığı için ona güzelliğin simgesi olarak gördükleri; Nefertiti adını verdiler.

Devlet yönetimini bu güne kadar dine dayandıran Mısır için bu oldukça zor bir süreçti din değişikliği ama Nefertiti bu dönemi çok güzel bir şekilde yönetmeyi başardı. Kendisi saraya ilk geldiği zaman Akhenaton yanında yer almak istediğine karar vermişti. Her ne kadar Akhenaton onu karısı yaptı olarak düşünülse de bu tamamen Nefertiti’nin planının muhteşem bir şekilde işlediğinin kanıtıydı çünkü evlendikleri gün Firavun ile eşit olduğu ilan edilmişti. Ona ancak kendine denk olan bir Firavun kafa tutabilirdi artık.

O dönemde Nefertiti zekası ile Amon’u ikna etmiş olacaktı ki Firavun ile aynı haklara sahipti. Bu tam olarak ne demekti biliyor musunuz? Koca bir Amerika henüz bilinmezken, birçok medeniyet henüz oluşmamışken ve kadınlar seçme, seçilme hakkı gibi şeyler tartışmazken, erkek egemen toplum teorileri konuşulmazken bir kadın koca bir medeniyeti yönetmeyi elde etmişti demek…

Akhenaton, Nefertiti ve 6 Kızını simgeleyen hiyeroglif

Firavun gibi saygı görüyor, bir firavunun vereceği kararları veriyor ve aynı zamanda uyguluyordu. Kimseden izin istemiyordu. 6 kız çocuğu olduğu ve dini açıdan farklı düşündüğü için lanetlendiği düşünüldü bir dönem saray çevresinden uzaklaştırılsa da geri döndü ve ilk işleri yeni bir tapınak yapmak oldu.

 

Büyük bir ilk oldu ve Akhenaton öldükten sonra Nefertiti ölene kadar yönetimde kalmaya devam etti. Bir tanrı değildi, tanrı olmadığını ve bir firavun soyundan gelmediğini herkes biliyordu ama o koca bir Mısır’ı yeniden bir araya getirdi.

Tekrar eski saraya döndü, yaptıkları her şeyi yıktı ve iktidarı eline almak için din adamları ile anlaşmalar yaptı.. Hepsini ikna etti de…

En verimli zamanlarında Thutmose onun muhteşem bir büstünü yaparak Nefertiti’yi ölümsüz hale getirmiştir. Kafasında uzun ve heybetli bir taç, iri gözleri ile gücünü temsil edercesine duran bir büst…

Nefertiti sarayda başlayan salgından bir süre sonra ölür. Aslında buna biraz da suikast olarak bakar tarih insanları. Cesedi bulunduğunda net bir şekilde delici bir cisim ile kaburgalarının deşildiği ortaya konulmuştur.

Muhteşem bir zafer elde eden Nefertiti her ne kadar Firavun olmuş ve tek başına ülkesine hizmet etmiş olsa da mumyalandığı zaman büyük ve sonraki hayata geçişine yardımcı olacak o muhteşem mezar odalarından birine koyulmaz.

Tarih ve hiyoroglifler ondan bahseder fakat uzun arayışlar sonucunda yağmalanan bir anıt mezarda denk gelinir kendine. Firavun ailesinden olduğu ise ellerinin konumundan anlaşılır. İlerleyen zamanlarda da muhteşem bir keşifle büstü bulunur ve Berlin’e getirilir. Her gün binlerce insan bu güçlü kadını görmek için müzeye akın ediyor.

Elif Gülerden
Hava soğuktur sanırım, malum Eskişehir Aralığı… 90’ların başında 28 Aralık gecesi doğdum. Hayata gözlerimi açtığım dakikalarda dışarıda etrafın bembeyaz olduğuna neredeyse eminim. Sonra eğitimci aile ile gezmeye başladığım bir dönem içine girdim. Akdeniz’den başlayan Marmara’da son bulan bir sefer. Hayatımda birçok şeyin değiştiği eğitim dönemi; Lise ve Üniversite oldu benim için. Yalova Anadolu Lisesi ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi. Yazmakla çok ilişkilendirilemeyecek bir bölüm okudum; Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler… Şimdi İstanbul maceram başladı. Biraz heyecanlı, biraz tarih kokulu… Yazmaya olan hevesim ne zaman başladı bilmiyorum; ama uzun süre devam edeceği kesin. Henüz hayatımın ilk çeyreği benim için. Belki anlam veremeyeceksiniz fakat inanıyorum ki güzel kitapların, müziklerin ve filmlerin dünyayı güzelleştirdiğine inanıyorum. Hatta bir adım ötesine giderek iyi insanların eserleri olduğuna yemin edebilirim…